Allahü tealanın rızasını düşünerek haraket edenleri, insanlar neder diyerek Allahü tealanın rızasından vazgeçmeyenleri, insanların kızacakları işlerde Allahü tealanın rızasına uyanları Allahü teala himayesine alır. İnsanların rızasını gözetip, Rabbimizin rızasına uymayanların, Allahü tealanın gadab edeceği işlerde insanların rızasına uyanların işini insanlara bırakır.
Mahşer yerinde bir mü’minin hesabı görülür, günahları ağır gelip, cehenneme götürülürken, Allahü teala şu sevapları da ilave edin buyururmuş. Söylenilen sevaplar ilave edilince, sevap kefesi ağır gelir. Melekler derlermiş ki; ya Rabbi biz bunun defterinde böyle sevaplar göremedik, bu sevaplar nerden geldi, nedir diye sorarlarmış. Allahü teala da; Siz onları göremezsiniz çünki o sevapları işlemedi. Onun için defterine yazılmadı fakat ihlaslı bir şekilde o sevapları yapmaya niyet etti. Bazı sebeplerle yapamadı. Bu niyetinden dolayı o sevapları yapmış kabul ettim buyurur. (Dinimizde güzel niyete bile sevap vardır).
Birisi birgün gülistandan geçerken bakmışki, güllerin arasında dikenler, ayrık otları, yabancı otlar var. Düşünmüşki, bu güllerin arasında bu otların dikenlerin ne işi var, bunlar olmasaydı daha iyi olurdu, derken.. otlardan birisi seslenmiş, efendi efendi, biz halimizden memnunuz, sen bize karışma, bizim ne otu olduğumuz önemli değil, nerde ve nelerin arasında olduğumuz önemli, bizim kıymetimiz bu güllerin yanında olmakladır, hiç kimseye sen kimsin demezler sen kiminle idin derler diyor. Ahiretde bile nerde ve kimlerle beraber olmak istiyorsak, bunu dünyada karar verip tercihimizi yapmalıyız. Çünki burada kimlerle berabersek, kimleri seviyorsak ahiretdede onlarla beraber olacağımız kesindir. Bu bir tercih meselesidir…
Birisi çeşmede yüzünü yıkarken, su ile birlikte biraz çamur gelmiş, bakmışki bu çamur çok güzel kokuyor. Çamura sormuş sendeki bu koku nedir diye.. çamur demişki; ben bir gül ağacının yanında kaldım, gülün yaprakları benim üzerime düştükce, o yapraklarla bir müddet hemhal oldum, onların kokusu banada bulaştı diyor. Demekki nerede ve kimlerle beraber isek muhakkak onlardan etkileniriz, onlardan bize bir koku geçer, o halde kim olduğumuz değil kiminle olduğumuz önemlidir.
Büyüklerden istifade etmenin iki şartı vardır; biri edep, diğeri teslimiyet. Teslimiyet öyle olmalıdırki, ölünün ölüyıkayıcıya teslim olduğu gibi olmalıdır. Ölü, yıkayıcıya itiraz etmez, kalkıp yürümez, kızmaz, konuşmaz,… yıkayıcı ne isterse ölü onu yapar. Ölü kefenle kalkıp yürüse, enyakınımız bile olsa korkulur. Demekki fazla haraket etmemek, fazla konuşmamak, kızmamak lazımdır.
Mevlânâ Halid hazretleri râbıta risalesinde buyuruyorki; Büyüklerin gözünden düşmek, yedi kat gökden düşmekten daha fenadır. Evliyanın kâlbinde yer eden dünya ve ahiret seadetine kavuşur, bahtiyar olur.
Seadete kavuşabilmek için, büyüklerimizin ahlakı ile ahlaklanıp, Onların yaşadığı gibi yaşamalıyız, Onları örnek almalıyız. Evliyaya danışarak iş yapıp, verilen karara, ne pahasına olursa olsun, mutlaka uymalıyız. Bize güzel gelmese bile neticesine katlanmalıyız, çünki mutlaka bizim ahiretimiz için faydalıdır. Zîra allah adamları, insanların dünyası için değil, ahireti için cevab verirler. Onları üzecek, ne olursa olsun, her hâlden sakınmalıdır. Evliyayı üzmek felakettir, sevindirmek ise seadettir.
Evliyanın halleri ve sözleri ile hemhâl olan mutlaka karlı çıkar.

Allahü tealaya emanet olunuz efendim.

Alıntıdır..